Erken kalkmak

Bu aralar bir erken kalkma furyası görüyorum efendim. Çekilin bunu bir de benden dinleyin.

1. Erken kalkarak dünyayı kurtamadım. Sizler de büyük ihtimalle kurtarmayacak.

2. Erken kalkan yol alır, evet ama erken kalkan erken yatar. Yani aiz saat 5.00-5.30 gibi kalktığınız zaman gece 03.00’a kadar uyanık kalamakta zorlanacaksınız. Ya da 03.00’da uyursanız sabah saat 05.00’da kalkmak size zor gelecek. Bunu deme sebebim şu, daha fazla uyanık kalacağınızı sanıyorsanız hata ediyor gibisiniz. Ayrıca daha da erken yorulacak ve eğer öğrenciyseniz daha da erken “anlamıyoruğğm” triplerine gireceksiniz.

Önemli olan erken ya da geç kalkmak değil, önemli olan şey zamanı verimli kullanmak. Çünkü gün 24 saat herkes için saat 11’de kalktığınız zaman daha geç yatacaksınız. Erken kalktığınızda daha erken yatacaksınız. Yani en verimli olanı seçin ama eğer öğrenciyseniz, okulda son derslerde uyuklama ihtimaliniz var, (diğer türlü ilk derlerde?) çünkü okula gitmeden yoruluyorsunuz. -en azınsan benim için öyleydi-

Ayrıca ne mutlu ki erken kalmak zorunda değilsiniz. (Hafta içi 5.30 hafta sonu 7.30 kalk saati) Tadını çıkartın.

Bende uyuyacağım şimdi.

Reklamlar

Bu zamanın aşkları için ölümü göze alanları

Ben süslü püslü ya da çok sanatlı, çok edebiyatlı cümleler kurmayacağım. Şiirli ve duygusal cümlelerde. Efendim zaten bu zaman dedim o yüzden burada Leyla’a, Mecnun’a, Kerem’e, Aslı’a, Ferhat’a, Şirin’e, Züleyha’a Yusuf’a dair ya da onların aşklarına benzer şeylere bu paragraf dışında bir şey görmeyi beklerseniz hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz.

Lafı fazla dolandırmayacağım tanıdığım bir kaç aşık profilini sunayım.

Birinci örnek: Antep Fıstığı Alerjisi yüzünden nefes alamayan ama buna rağmen hemen hemen her hafta Antep Fıstıklı baklava yemek suretiyle komaya giren ve “baklavanın içinde fıstık olduğunu nereden bileyim?” Veya “az yedim” diye açıklama yapan dede aşıkdır.

Çikolata(kakao) tükettiği zaman cildi kızaran, kabaran, dökülen, soyulan, bazen yara olan, kanayan bir ama buna rağmen her fırsatta çikolata ve kakao katkılı süt, kek, pasta, muhallebi ve türevlerini tüketen sonra da neden yediğini sorduğunda “alerjim var diye çikolata da mı yemiyem” diye cevap veren de aşıktır.

Tıpkı fazladan şeker tüketerek diyabet komasına giren diyabetli gibi.

Sanırım pek çok Türk kişisi için aşk yemektir. En azından bu örnektekiler ve benim için öyle. Haftada 2 kilo 250 gram (tamı tamına) elma tüketen Hati için aşk elma olabilir. Aşk bizim için yemektir içmektir dedik. Sen de bir Kızılay Maden Suyu Iç Sende #yardımseverol bence…

Ah buradan bir kamu spotu da geçelim.

“Aşk antep fıstıklı çikolatadır ye ye komaya gir” tadında bir yazı olduğunu umuyorum.

Çamaşır Suyuyla beyazlatılmış minimalizm

“Gel vatandaş gel, çamaşır sularına gel…” “Norveçten ithal sırf minimalizm için üretilmiş çamaşırsuyu bunlar… Taze minimalistlere, minimalist olmak isteyip de çamaşırsuyu bulamayanlara, ve tabi ki kıdemli minimalistlere duyrulur”

Bu gün minimalistlere çamaşır suyu ithal eden hati yani ben minimalizmi sizlere anlatacağım.

Minimalizm nedir?

Yha tabi ki Her yere çamaşır suyu döküp beyazlatılmış Ultra beyaz İskandinav, Baltık Evleri ya da japon kültüründe olan evlerdir. (!)

Minimalist olmak için gereken şartlar nelerdir?

Öncelikle kesinlikle ten renginiz külsuyu ve çamaşırsuyuna bastırılmış, el değmemiş, ayak basılmamış taze kar kadar karbeyazı olmalıdır. Kırıkbeyaz, krem rengi olamaz karbeyazı olmalı. Göz konusunda iki seçeneğiniz var, ilki çekik ve kahve rengi gözler. Ikincisi mavi ve çekik olmayan gözler. Saç kaş kirpik renklerine gelince eğer mavi gözü tercih ettiyseniz kırem rengi krem değil kırem saçlarınız olmalı, eğer çekik gözü tercih ettiyseniz kahve rengi olur. Bu arada kesinlikle saçlar ütü basılmışçasına düz olmalı. Aksi düşünülemez….

Eğer üsttekilerin hepsi tamamsa eve gelelim.

Öncelikle evde bitkiler ve giyisiler ve kitaplar dışında beyaz olmayan her şeyi atın. Mesela o koltuğu atmalısın. O yastık ve yorganı, o masayı dolapları falan at hepsini… Çünkü minimalistleşiyoruz. (!)

Kıyafetlere gelince Siyah, Beyaz, Gri, ve bunların aralarında ki (buz beyazı, kar beyazı, krem, açık gri koyu gri vs.) Renklere sahip olan kıyafetler dışındakileri at bir de ayakkabıları.

Attıysan tüm kıyafetlerini say… toplamda 29 parçayı geçemez. 30 olursa dışlanırsın. Şimdi evde tek yaşamıyorsan evde olan herkesi minimalistleştirmek için adım at. Mesela çocuk varsa oyuncaklarını at. Sonra gardırop ve çekmecelerinde siyah beyaz ve ara tonları dışında ki her şeyi at. Toplam 32 parça olsunlar ki onlara seçim hakkı tanıdığını söyleyebilesin.

Şimdi, duvar ve tavanlarda… her yeri beyaza boyat. Bunları hallettikten sonra minimalist alışveriş yapmalısın. Ama önemli bir şey var istersen evde tek kişi yaşa istersen 6 kişi yaşayın. Ev de ki toplam eşya sayısı 101 olduğu zaman misnimalsit olmuyorsunuz en fazla 100 olmalı buna dikkat lütfen.

Tebrikler artık minimalist oldunuz(!)

.

….

.

Bu yazıda nasıl minimalist olunmazı anlattım. Son olarak şunları eklemek istiyorum. Minimalizm, Japon minimalizminden ya da Ultra beyaz İskandinav ve Baltık evlerinden daha fazlasıdır. 100 eşya ile yaşamaktan ya da “less is more” diye slogan atmaktan daha fazlasıdır. Minimalizm hayatımızdan fazlalıkları çıkartmak (fazla insan, fazla kilo, fazla eşya, fazla uyku, fazla uykusuzluk, fazla ses, fazla sessizlik, fazla zayıflık, fazla endişe, fazla şeker, fazla tuz diye çoğalabilir) ihtiyacımız olmayman şeyleri almamaktır. Minimalizm israf etmemek ve bilinçli olmaktır. Minimalizm kendine, diğer insanlara, doğaya, hayvanlara yani dünyaya saygı göstermek bunun için çabalamaktır. Gerisi teferruat.

Günlük tutmak

Sanırım hemen hemen herkes zaman zaman günlük tutmayı denemiştir. Ve genelde bir süre de günlük tutulup sonra bir kenara atmıştır. Tabi ki genellemenin dışındakilerden yani hiç günlük tutmayı denemeyenlerden ya da istikrarlı bir şekilde günlük tutanlardan bahsetmeyeceğim.

Ama tutanda tutmayan da günlüğün ne olduğunu, ne işe yaradığını, neler yazıldığını, ne yazıldığını az ya da çok bilir.

Ben de az çok biliyorum ve pek çok kez günlük tutmayı denedim. Ama o günlüklere hiçbir zaman her şeyi yazmadım. Yani duygularımı ya da içimde olup bitenleri falan yazmadım. İlk günlük tutmaya başladığım zamanlar (6-7 yaşlarında olabilir) olanları değil olmasını istediklerimi, olmuş gibi yazardım, tamam burada çok mutlu oldum çok üzüldüm gi şeyler derdim ama yazdıklarımın hiç birisini yaşamamıştım… Daha sonra olanları çarpıtarak yazmaya başladım yani bir kısmı doğru ama yalanla harmanlanmış doğrular, en son evre doğuları yazmak oldu, sadece doğruları ve yaşadıklarımı yazdım ama tamamını değil. Ve duygularımı hiç bir zaman aktaramadığımı demiştim.

Günlüklere zihinlerini, içinde olup biteni gerçekten döken var mıdır? Bilmiyorum. Ama ben bunu yapmadım ya da yapamadım. Gerek başkalarının okumasından korktuğum için gerek de zihnimde olup bitenleri bir kağıtta okumaktan korktuğum için…

Ama küçükken kin defterim vardı. Okuma yazma öğrendiğim andan yaklaşık 10 belki 11 yaşıma kadar devam etmiştim. İnsanların bana yaptıklarını yazardım (ama sadece kötü şeyleri mesela annem çikolata alacağım dedi almadı, Dayım bizde 5 gün teyzemde 10 gün kaldı, kardeşim kekimi yedi, sıra arkadaşım beni yere itti vs.) Sonra da onlara yapmak istediklerimi…. Sanırım bir manga vardı Death Note diye ona benziyor olabilir. (Hiç okumadım duyumsamalarıma göre)

Her neyse dostlar yine günlük tutmaya başladım. Bu günlükte ki mottom “doğruları yaz ama her doğruyu yazma” Olacak. Ne kadar yazarım bilmiyorum.

Hoş kalın hoşça kalın